|
Yardım
   Eavantaj
| | Müşteri Hizmetleri |
 
   
Kategori
 
 MP3 Playerlar [2]
 Yorgan [4]
 Uyku Seti [3]
 Masa Lambaları [6]
 Kabinler ve Sandıklar [2]
 Notebooklar ve Laptoplar [40]
 Diğer [40]
 Sürücüler ve Bellek Aletleri [1]
 Yastık [3]
 Diğer Aletler [1]
 
Firma Profili
Epazaryeri Destek Telefon
Epazaryeri Destek Telefon
5 based on 4619 reviews
Kuran ı Anlamanın Anlamı - Kitap
Kuran ı Anlamanın Anlamı - Kitap (Ürün Kodu: 221502)

GENEL ÖZELLİKLER
Kur’an’ı Anlamanın Anlamı-Dücane Cündioğlu-Kaknüs Yayınları Açıklaması:

Bu çalışma, Kur'an'ı anlama-yorumlama faaliyetlerini, anlama ve yorumlama'nın mahiyeti ve hedefleri açısından değerlendirmeyi kendisine konu edinmektedir. Konusu, tefsir usûlüne dair eserlerin konularıyla belli noktalarda kesişmekle birlikte, birtakım hususiyetleri ve özellikle yöntemi bakımından klasik usûlden ayrılmaktadır. Bilindiği gibi, Kur'an'ı anlama ve yorumlama çabaları, Kur'an'ın nüzûlünden günümüze değin hiç durmamış ve bu faaliyetler, tarih boyunca farklı dönemlerde farklı şekillerde îfa edilegelmiştir. Nitekim yazılmış bulunan yüzlerce Tefsir kitabı, müslümanların Kur'an'ı anlamak konusundaki azimlerinin derecesini açıkça göstermektedir. Bu faaliyetler bizzat Kur'an'a yöneldiklerinde, farklı bakış açılarına sahip birçok Tefsir kitabı vücuda gelmiş, bunun yanısıra tedkik konusu Kur'an'a dair bahisler olduğunda, bu bahisleri müstakil olarak ele alan kitaplar yazılmıştır. Nitekim daha sonraları bu bahisler Ulûm'ul-Kur'an adı altında toplanmıştır.

Tefsir kitapları, müfessir'in mezhebi ve meşrebi gereği farklı nitelikler arzetmiş ve ayetler, çeşitli mezheb ve meşreblere mensub bu müfessirler tarafından farklı şekillerde ele alınabilmiş ve fakat asla birbirlerinden 'çok farklı' olmamışlardır. Çünkü bu Tefsir kitapları her ne kadar farklı mezheb ve meşreb sahiplerince yazılmış ise de asla birbirlerini tamamen görmezlikten gelmemişler, gelememişlerdir; dolayısıyla farklı okumalar aynı üslub içerisinde gerçekleşmiştir. Sözgelimi Mutezilî müfessir Zemahşerî'nin (öl. 538/1143) Keşşaf adlı muhalled eseri, hem Şiilerin, hem de Sünnîlerin en önemli kaynaklarından biri olmuş ve Keşşaf bu farklı kültür havzalarında 'bazı müdahalelerle birlikte- tedris edilebilmiştir.

Müfessir'in Kur'an'ı tefsir ederken riayet edeceği esaslar, büyük ölçüde yazılan Tefsir kitaplarının mukaddimelerinde gösterilmiştir. Ancak bu esasları müstakil olarak ele alan ve tartışan daha hacimli kitaplar da yazılmış ve meselâ Zerkeşî'nin (öl. 794/1392) el-Burban, Suyutî'nin (öl. 911/1506) el-İtkan adlı eserleri Ulûm'ul-Kur'an adı altında Kur'an'a dair birçok bahsi ta'dad ederek bu bahisleri ayrıntılı bir biçimde ele almışlardır. Bunun yanısıra dağınık bir biçimde çeşitli konuların ve kitapların içine serpiştirilmiş olsa da tarih boyunca kendisine tefsir ilmi denebilecek bir ilkeler manzumesi hep varolagelmiştir. Nitekim daha sonraları bu ilm'in kaideleri, asılları ve usûlleri Kavaid fi Usûl-i Tefsir başlıkları altında kitapların yazılmasına yol açmış ve tefsir dendiğinde onun bir ilmi ve usûlü de olduğu bilhassa belirtilmiştir.

İşte bizim bu çalışmamız, sadece Kur'an'ı anlamak-yorumlamak çabasında olan kimselerin sahip olmaları gereken vasıfların ya da anlaşılmak istenen kelâm'ın kendisine mahsus hususiyetlerinin sıralanması gibi bir çerçeveyle sınırlı olmak yerine, bu faaliyetin kendisiyle de ilgili olacaktır; yani bu çalışma 'yukarıda da söylediğimiz gibi- Kur'an'ı anlama-yorumlama faaliyetlerini, anlama ve yorumlama'nın mahiyeti ve hedefleri açısından değerlendirmeyi konu edinecek, sadece nasıl anlaşılması gerektiğini değil, niçin öyle anlaşılması ve/veya anlaşılmaması lazım geldiğini de ele almaya çalışacaktır.

Bu çalışmada kullanılan bazı terimlerin ve meseleleri ele alış biçiminin okuyucuya 'alışılmamış' gelecek olmasının nedeni, konuyu birtakım yeni disiplinlerin terimleriyle değerlendirmesinden ya da sadece dilbilim'in son iki asır boyunca elde ettiği birikimi dikkate almak istemesinden ibaret değildir. Bu satırların yazarı, Kur'an'a sadece dilsel açıdan, dilbilim açısından yaklaşmayı denememekte, bilakis dilsel bir olgu, dilsel bir metin (nass-ı lügatti) olarak gördüğü Kur'an'ın lâzime-lerine işaret etmeyi de hedeflemektedir.

İslâm ilim geleneği içerisinde dilbilim çalışmalarının en verimli olduğu sahalar; bilgi'yi tasavvurat ve tasdikat olmak üzere iki kısma ayırıp tasavvurat kısmında lafızları, kavram ve tanımları ele alan İlm-i Mantık, lafızların mânâya delâlet yollan üzerine çok geniş bir literatürü ortaya koymuş olan İlm-i Usûl-i Fıkıh, müslümanların yapmış oldukları geniş dilbilimsel çalışmaların önemli bir semeresi olan Fıkh'ul-Luga ve yine buna bağlı olarak Bedii, Beyan ve Meâni'den müteşekkil İlm-i Belağat idi.

Tüm bu ilimler, Tefsir İlmi'nin oluşmasına katkıda bulunmuşlar ve tabiatıyla, Kur'an müfessirleri için bu ilimlerde derinleşmek bir zaruret olmuştu. Kur'an tefsiriyle meşgul olan ulema'nın dil'e yönelik bu ilgilerine meşruiyet kazandıran başlıca neden, Kur'an'ın evvelemirde dilsel bir metin oluşuydu. Dilsel bir metni anlamak ve açıklamak, ister istemez dil'in kendisine ait hususiyetleri bilmekle mümkün olabilirdi. Nitekim Hicrî IX. yüzyılda yaşamış Tefsir usûlcülerinden Ebu Abdullah el-Kâfiyecî'nin (öl. 879/1478), Tefsirin muhtaç olduğu onbeş ilmin içine hangi ilim dallarını dahil ettiğini görmek bu bakımdan önemlidir.

Birincisi: Müfred lafızların konuldukları mânâya asıl itibariyle delâletlerini bilmektir. Bu da Lügat İlmidir.

İkincisi: Bazı müfred lafızların diğerleriyle olan münasebetlerini bilmektir ki bu da İştikak İlmidir.

Üçüncüsü: Yapısı ve tasrifi bakımından müfred kuzlara ârız olan hükümleri bilmektir ki bu da Sarf İlmidir.

Dördüncüsü: Mânânın aslına delâleti bakımından terkib itibariyle lafızlara ârız olan i'rab hükümlerini bilmektir ki bu da Nahiv İlmidir.

Beşincisi: 'Mânânın mânâsı' diye tabir olunan, mânânın aslı için lazım olanı ifade etme yönünden kelâmın terkiblerinin özelliklerini bilmektir ki bu da Meânî İlmidir.

Altıncısı: Delâletin açık açık veya gizli, ziyade veya noksan olmasından meydana gelen ihtilaflar bakımından kelâmın terkiblerinin hususiyetlerini bilmektir ki bu da Beyan İlmidir.

Yedincisi: Manevî ve lafzî güzelliklerle sözü güzelleştirme yönlerini bilmektir ki bu da Bedii İlmidir.

Sekizincisi: Kur'an'ın zâtına taalluk eden şeyi bilmektir ki bu da Kıraat İlmidir.

Dokuzuncusu: Kur'an ayetlerinin nüzul sebeplerine taalluk eden şeyleri bilmektir. Bu bilgi, nüzul sebepleri hakkında tedvin edilmiş kitapları mütalaa ile mümkün olur.

Onuncusu: Peygamberlere ve geçmiş zamanlara ait, Kur'an surelerinin ihtiva ettiği kıssaları şerhetmektir ki bu da Asar ve Haberler İlmidir.

Onbirincisi: Hz. Peygamber'den (s.a) ve vahye şahid olan sahabeden, ittifak ve ihtilaflı olarak nakledilen, mücmeli beyan veya mübhemi tefsir eden hadislerin zikridir ki bu da Hadis İlmidir.

Onikincisi: Nâsih ve mensûhu, umum ve hususu, mücmel ve mübeyyeni, muhkem ve müteşabihi, zahir ve müevveli, mantûk ve mefhumu, iktiza, işaret ve delâleti, icmâı ve şer'î kıyası, kıyasın nerelerde sahih olup olmadığım bilmektir ki bu da Usûl-i Fıkıh İlmidir.

Onüçüncüsü: Dinin ahkâm ve âdabı ile nefse, akrabaya ve reayaya ait olan üç siyaset âdabım bilmektir ki bu da Fıkıh ve Ahlâk İlmidir.

Ondördüncüsü: Aklî delilleri, hakikî burhanları, taksim ve tahdidi, aklî olanlarla zaruri olanlar arasındaki farkı ve bunlar gibi olan diğer şeyleri bilmektir ki bu da Nazar ve Kelâm İlmidir.

Onbeşincisi: Mevhibe İlmidir. Bu öyle ilimdir ki Allah Teâlâ, ilmiyle amel edenleri ve Allah'tan sakınıp ihsanda bulunanları ona vâris kılar. (Kâfiyecî, 1989: 52-53)

Burada, tefsirde kendisine ihtiyaç duyulan ilim dalları muvacehesinde sıralanan onbeş ilim dalından ilk sekizinin (lugat, iştikak, sarf, nahiv, meânî, beyan, bedî ve kıraat) doğrudan, iki tanesinin ise (usûl-i fıkıh ve kelâm) dolaylı olarak dilbilimle alâkalı olduğuna bilhassa dikkat edilmelidir. Çünkü yukarıdaki listenin tefsir'le ilgili olarak ortaya koyduğu bu ilimler tasnifi ve bu tasnifte yer alan ilimlerin çoğunun (2/3'sinin) dil'le alâkalı olması, Kur'an'ı anlama ve yorumlama esnasında karşılaşılabilecek müşkiller hususunda önemli imalar içermektedir.

Kur'an Allah'ın kelâmı, O'nun konuşması, O'nun sözü olduğuna göre, evvelemirde dil'le alâkalıdır, dilsel bir olgu'dur. Kur'an'ın bu özelliği ise, onun dilsel bir olgu olarak yerini tayin etmeyi kaçınılmaz kılmaktadır. İşte bu nedenle dil, belki Kur'an'ın amacı değildir, ama amacının ifadesi ve bu ifade biçiminin kendisidir. Burada dil ile sırf Kur'an'ın lisanı (=Arapça) kastedilmemektedir; zira Kur'an Allah'ın kelâmı'dır, Allah'ın lisanı değil! Kelâm, lisan'dan bağımsız bir olgu değil, lisan'da, lisan'la gerçekleşen bir olgudur. Kur'an'ın dilsel bir olgu şeklinde tavsif edilmesi halinde, onun ancak dille, dilin tabiatıyla açıklanabilir olduğu da söylenmiş olmaktadır ki işte bizim bu tedkik aracılığıyla dile getirmeye çalıştığımız hususlardan biri de budur.

Meseleye biraz açıklık getirmek istersek şu örneği verebiliriz: Bir roman veya şiir metni, sırf edebî bir olgu şeklinde değil, meselâ tarihi bir vesika olarak ele alınabilir ve amacı dışında da pekâlâ kullanılabilir. Öyle ki o şiir artık bize şiir söylemez, bizi hüzünlendirip sevindirmez ve fakat meselâ bize Hititliler dönemindeki üretim araçları ilişkisine dair bilgi verir, MÖ filan yılda falan hükümdarın öldüğünü bildirir, üzerine yazıldığı papirüs veya tablete hangi tekniklerle kaydedildiğini, vs. gösterir. Çünkü metnin amacı dışında kullanılması demek, amacına uygun dilin dışına çıkarılması demektir. Metin nasıl amacından saptığında, artık söylemekte olduğunu söylememeye, bir anlamda başka şeyler söylemeye başlarsa, aynı şekilde sahip olduğu dil ve üslub'un dışına çıktığında da aynı sapmalar gerçekleşir ve sık sık duyduğumuz Kur'an bilim kitabı değildir veya Kur'an tarih kitabı değildir türünden itirazlar 'haklı olarak- yükselmeye başlar.

Bu itirazlarla dile getirilmek istenen hususlardan biri
a) Kur'an 'meselâ- tarihten ibaret değildir şeklinde iken, diğeri de
b) Kur'an 'meselâ- tarih kitabı değil ki meseleleri tarih kitapları gibi ele alsın şeklindedir; yani itirazların bir yönü muhtevasına, diğeri ise bu muhtevanın işleniş biçimine ilişkindir. Hakikatte de Kur'an, tarihi tarih kitapları gibi ele almaz. Amaç tarihî bilgi vermek değil, belki tarihî bilgileri başka bir amaç için hatırlatmak, kullanmaktır. Bu tıpkı, Kur'an'ın gökle ilgili mefhumları oldukça sık bir biçimde kullanmasının, onun, muhataplarına astronomi'ye dair bilgi vermek istediğini göstermeyip onların hidayetlerini sağlamak istemesine benzer. Kur'an'da kullanılan 'dil', bu ilim dallarının dili değildir; zira Kur'an'ın hedefi bu ilimlerin hedefi değildir. O halde Kur'an bu ilimlerin ölçülerine vurulabilir bir metin de değildir.

Kur'an'ın bir tarih veya astronomi ya da bir tıb kitabı olmadığı şeklindeki ifadeler, Kur'an bir gramer kitabı değildir itirazını da içerirler ki bu da gayet tabiidir. Ancak unutulmamalıdır ki Kur'an bizatihi dilsel bir metindir (nass-ı lugavî), dille alâkalıdır; dolayısıyla Kur'an'ı anlamak veya yorumlamak; bir kelâm'ı, bir söz'ü, bir lisanda dile gelmiş bir ifadeyi (dilsel bir metni) anlamak ve yorumlamak demektir. Bu durumda hâdise, bir keyfiyet meselesi olmaktan çıkmakta, hâdisenin kendisi (mahiyeti) daha önemli hale gelmektedir.

İşte çalışmamızın niteliğini, filolojik olmaktan çıkaran en önemli nokta da burasıdır. Çünkü filoloji, metnin diline (lisanına), o dilin imkânlarına ilişkindir, ötesini görmez, göremez; zira araçları ve amacı sınırlıdır.
Daha fazla bilgi istiyorum >>
 
İlgili Ürünler
A4 Tech Pk635 Webcam
Devlet Ve Ekonomi - Kitap
Mellov L Koltuk-M131
İletişim Bilgileri
Adres : istasyon cad.no:15 / İstanbul
Ülke : TÜRKİYE
Satıcı İletişim Bilgileri : Tel:
İş Tel: 258 2631421
Fax: 258 2634321

  Hizmetler E-Pazaryeri Öğretici Demolar Hakkımızda Kısa Yollar  
   
Kullanım Sözleşmesi | Gizlilik | Copyright 2000-2010 TURKTICARET.Net